Abonelik

 Kovala



"Beni Tanımadan Yargılama"
(Romantik Bir Kamyon Arkası Yazısı)

neden yazıyorsunuz?

3 yorum
bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru şudur: neden yazıyorsunuz? içimden geldiği için yazıyorum! başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. ben, ötekiler, hepimiz, bizler istanbul’da, türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. yalnız kalmak için yazıyorum. hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. mutlu olmak için yazıyorum.

Orhan Pamuk

kovalak prodakşın iyi seneler diler

1 yorum

BONNE ANNEE!HAPPY NEW YEAR!GELUKKIG NIEUWJAAR!
SERSALA WE PîROZ BE!
BUON ANNO!
FELIZ ANO!
AIDA SHOMA MOBARAK!
GUTES NEUES JAHR!
SUN NIEN FAI LOK!
XIN NIEN YU KUAI!
S NOVYM GODOM!
AKEMASHİTE OMEDETOU GOZAIMASU!
BUON CAPO d’ANNO!
MALIGAYANG BAGONG TAON!
WILUJENG TAHUN BARU!
NAV VARSH KI BADHAAI!
ELAMAT TAHUN BARU!
SHANAH TOVAH!
BLWYDDYN NEWYDD DDA!
LA MULTI ANI!
GODT NYTTAR!
HERKESE MUTLU YILLAR!

hep yanlış ata oynayanlar

6 yorum

atık mini bir kitle olduk sayılır. belli bir jargon, alışkanlık ve gelenkten sonra akraadan yakın olacağımıza eminim.

bu yüzden bu sevimsiz günün vakit öldürme maksatlı yazısında sizleri en kalbî duygularla kucaklıyorum. günü sevimsiz kılan şeylerin başında elbette birikmiş ve son ana kadar yapılması mümkün olmayacak işler var. yapmayınca kafada tortu yaratıyor bu tip işler. yapınca da bir amaçtan yoksun kalıyor insan. işte kafada dolanan bunca tilkiyi tokuşturmamaya çalışırken odam birkaç kadının işgaline uğradı. aşk acısı çeken bir hemcinslerinden bahsediyorlardı. ilgisiz gözükmeye çalıştım uzunca bir zaman. ama her zaman olduğu gibi dayanamadım. mevzu özetle şuydu:

bir hanım kızımız var. bu hanım kızımız çok güzel vasıflara sahip. oldukça taş, becerikli ve toplum ve kanunlarca onaylanmış bir seks hayatı olması arzusunda. en kısa zamanda çiftleşip üremek gibi bir amacı var ama anladığım kadarıyla bunu ağır edebi bir dille anlattığı için diğer kadınlar tarafından aşk ve yuva arayışı içinde bir genç kadın olarak nitelendiriliyor. ve fekat zavallının karşısına hep arızalı adamlar çıkıyor. bizim iyi kalpli kadınlarımız da buna kahroluyorlar ve "bir kadın hep mi yanlış insanlara denk gelir" diye ahlanıp vahlanıyorlar.. dayanamadım "belki de kendisi yanlıştır" dedim. bana böcekmişim gibi bakıp, sil baştan anlattılar genç hanımın meziyetlerini. son bir yılda 5 erkekle karşılaşmış hepsi birbirinden sorunlu çıkmış. "sorunlu adam seviyordur belki de" dedim bu sefer. açık bir nefretle baktıklarını farkettim bu yanıtımın sonrasında. "kim arızalı adam sever kovalak bey" dedi içlerinde en çaçaron olanı. "vala okumuş yazmış, azıcık sanatla, edebiyatla ilgili birçok kadın arızalı adam için delirir" dedim. inanmadıklarını farkedince erkeklerin bir taktik olarak kafası karışık kadınları seçtiklerini anlattım. eğer kafası karışık kadın bulamaz isek"müsait bir kadın bulup kafasını biz karıştırırız" dedim. bu muameleye en uygun olanlar da belli bir entelektüel seviyedeki kadınlardır.
şimdi ben tipten yana ortalama, paradan yana vasat, ünvandan yana gariban bir adam olarak bunca kadınla nasıl hasbihal ettiğimi bu hanımlara anlatamazdım. genjlik dönemlerimde icq'da entel kadın avcılığı yaptığımı bilmeleri işime gelmezdi. en iyi taktik kendimin bile anlamadığı birkaç cümleyle hedefteki hatuna karşı taaruza geçmekti. peki hedef neye göre belireniyordu? elbette white pages. info, about.. tezer özlü, sylvia plath, portishead, jay jay johanson, elif şafak, tutunamayanlar, anathema... uzar gider bu liste. yıllar geçmiş büyük bir kısmını hatırlamakta zorlanıyorum ama uygun keywordlere sahip profillere imge bombardımanı başlatıyordum. çok iddialı, karmaşık, anlamsız, melodik, cüretkar iki mesaj sadece. geri dönmemesi imkansızdır hedefin böyle bir girizgahtan sonra. gerisi biraz şans, biraz tecrübe. ama ben uzun vadede büyük vurgunlar yapmayı tercih ederdim.

konu dağıldı gitti yine. sabah sabah kafamın tasını attıran şey işte bu kadın dayanışmasıydı. karşıma hep yanlış insanlar çıkıyor diyen tiplere zaten oldum olası gıcığım. fiks yanıtımdır, "doğru yerlerde gezin o zaman". bu kadınlar da aynı şekilde. bakıyorum sabah meslektaşlarımın kadersizliğine yanıdğı kadının koca seçim kriterlerine. tipi düzgün, ekonomik olarak iyi durumda, entelektüel, modern.. bir de müzik zevkleri mutlaka uyuşmalıymış. kadının yaşı neredeyse 30. bu ülkede bir adam aileden zengin değilse ekonomik olarak belini doğrultması otuzlu yaşların ortasına denk geliyor. o yaşa kadar bekar kalan adamdan da çok hayır beklememek gerekiyor. ya huysuz, ya cimri ya da hödük oluyor büyük bir kısmı. ço kıvamında adamlar da yok değil ama onlar da neden evlensinler?. bu yaşa kadar beklemişim bari kırk olayım diyor düzgün adamların büyük bir kısmı. bu yanlış adama denk gelen kadınların birçoğunun evllik telaşından gözü dönmüş anladığım kadarıyla. uygun bir aday denk geldiğinde hedefe kilitlenip son gaz ilerliyorlar. bu durumda karşıdaki adam büyük ihtimalle korkuyor ve uzaklaşıyor. nadiren de,
diyor ki; "ben bunu denk getirmişken bir sikiyim" nasıl olsa yetişkin insanlarız diye girişiyor allah ne verdiyse. sonra kadın aşk arayışı içinde kullanışlıp atılmış bir mağdure olarak tanımlıyor. diğer kadınlar da benzer süreçlerden geçtikleri için mevzuya adamı kafalamaya çalışırken yara almış bu diye yaklaşmıyorlar.

sevgili kovalak!
bu bulanık yazıda senin için çok mesaj gizlidir. kendi avlanma taktiklerimi doğrudan vermek istemiyorum ama sen yeterince iyi bir savaşçı isen, olguları değerlendirip uygun stratejilere ulaşacaksın.

ve sözüm sana ey doğru adamın peşindeki yanlış kadın!
ıssız adam'dan çok etkilenmiştin değil mi?. tam da sana göre bir adamdı işte ıssız adam. derinlikten yoksun, etiketi sağlam, kendini adaman için uygun. bir kurban olman için ideal adamdı ıssız adam. çok romantik gibi gözüken bir hikaye eldeetmek için kusursuz. lakin buradan bakıldığında bütün o adanmışlık ve kandırılmışlık hikayeleri senin algıladığın gibi gözükmüyor. adam sikmiş bırakmış diyoruz biz. pek romantik değil yani. şimdi yukarıda fotoğrafı olan kitaba bir kere daha bak. işte senin handikaplarının el kitabıdır bu. bu yolda devam edeceksen eğer eline geçen aşağıdakinden farklı olmayacaktır.


seks öncesi izlenim ayarlamacılığı

4 yorum
nasıl o aşamaya geldiğimizi anımsamıyordum. ama bir şekilde işler çığrından çıkmış ve bu raddeye varmıştı. benim 10. kattaki bekar evim ilk haftasını doldurmadan bir kadını misafir ediyordu. üstelik bu kadın 24 yaşında, sarışın ve taş gibiydi. üstelik ben henüz 21 yaşındaydım, şaşkındım ve kontrolsüz bir enerjiye sahiptim. bilincimi esir alan yabancılaşmadan sıyrılmaya çalışarak silkindim ve duruma bir kere de dışarıdan baktım. hatun sarışın, taş gibi ve yatağımdaydı. bu memeler, bu popo(yokladım) vay anasını, dedim. nasıl bu hale gelmiştik bir türlü anlayamadım. aslına bakarsanız durumun gerçekliğinden bile emin değildim. her an sabah ereksiyonuyla esas duruşta uyanabilirmişim gibi geliyordu.

işte tam bu sırada kadının ruh halinde önemli bir duygu hissettim... bu benim için iyi bir fırsat olabilirdi.

hatun tedirgindi. aynı yataktaydık, yarı çıplaktık, hiçbir ısrarım olmamıştı ama bir anda huzursuz olmuştu ateşli sarışın.

isterseniz olayın başına dönelim.......

21 yaşındayım. yüksek lisans sınıfındayım. sınıfa girer girmez pencere kenarında oturan sarışını farkediyorum. sınıfta 2 güzel kız daha var ama içimden bir his senin kısmetin burada diyor ve daha arkaya, kızı görebileceğim bir köşeye oturuyorum. çaktırmaktan bakmada ustayımdır. büyük yemek salonları ve balolarda bile etraftaki kayda değer hatunların lsitesini kafamı pek yerden kaldırmadan çıkarabilirim. bu ada allah vergisi işte.. neyse 3 gün boyunca uzaktan takip ediyorum. dördüncü gün kalemi düşüyor ve bana doğru yuvarlanıyor. hocaya bakarken hiç istifimi bozmuyor kalemi veriyorum. kalemi alırken gözlerime bakıp gülümdüyor. "aha verecek" diyorum kendi kendime. ertesi sabah selamlaşma, hal hatır, ders aralarında muhabbet derken yanıma oturuyor. ders başladıktan 15 dakika sonra kendimi iyi hissetmiyorum diyor ve çıkıyor. sinayli alıp çıkıyorum peşinden. yüzünü yıkayıp geliyor kahve içiyoruz. muhabbet ederken etrafa karşı çok ilgisiz ve rahat gözüktüğümü söylüyor. götündeki donun rengini söyleyebilirim istesem, demek istiyorum ama demiyorum. akşam çıkışta istanbul karlar altında. ayakkabıları havaya uygun değil, koluma girmek istiyor. itirazım yok. mevzu aşkın metafiziğine geliyor. ben "bu mevzu uzun aşkın biyokimyası daha kestirme", diyorum. "hadi sana gidelim" diyor karşılığında. "vay amına koyayım, bu ne" diyorum içimden. ödüm kopuyor bir anda yahu. alışkın değilim bu şekilde bir davranışa. "ya evde misafir var yarın gel yemek yapayım ben sana" diyorum, kabul ediyor. eve gidiyorum ve poposunu, dudaklarını falan düşündükçe kendime sövüyorum. "bi daha da babayı alırsın" diyorum. kız sözünün eri çıkıyor. ertesi akşam bende yemekte.

devamını biliyorsunuz işte bir şekilde yatağa kadar uzanıyor bu muhabbet. lakin kız tedirgin oluyor ve ben zaten bu konuda hassas bir adamım, üzerine gitmek istemiyorum. "bu gece uyuyabiliriz istersen, başka bir şey yapmak zorunda değiliz" diyorum. inanmaz gözlerle bakıyor bana dönüp, "ciddi misin?" diyor. "elbette" diyorum ve "yarın iş var zaten sarılır uyuruz bu gece" diyorum. doğruluyor üzerime eğiliyor yarı karanlıkta ve bombayı patlatıyor, "sen eve attığı hatunu ilk geceden sikmeyi düşünen adamlardan değilsin o zaman?" bir anda ereksiyon şiddetim artıyor ama gayet cool bir şekilde "hayır ben ilk gece sadece iyi bir izlenim bırakmayı düşünürüm" diyorum. gülmeye başlıyor ve krize giriyor. güle faslı bitince gevşemiş bir hatun ve çadırı kurmuş bir erkeğin girebileceğim tüm pozisyonlarda devam ediyoruz geceye.

bu iyi izlenim bırakma mevzusunu bir filmden falan duymuştum sanırım. ama emin olamıyorum. ekmeğini yediğim için zaman zaman refere edeyim, hayır duası alsın adamlar diyorum ama aklıma gelmiyor.

o geceden aklımda kalan çok şey var. ilk defa çaba harcamadan çok güzel bir kadınla sevişmiştim. ilk defa gerçekten oral sex yapmayı bilen bir kadınla sevişmiştim. ilk defa oral sex sonrası spermlerim lavoboyu, banyoyu falan boylamamıştı ve ilk defa başkasına ait bir kadınla birlikte olmuştum.

parmağındaki alyansı sormayı düşünmüştüm ama sevişme öncesinde ve sırasında uygunsuz kaçar diye ertelemiştim. sabaha karşı mola anlarından birinde sordum. dedi ki "nişanlıyım ben". "nişanlın nerde", dedim. "ebenin amında. sana ne? sen bu gecenin tadını çıkar" dedi.

12 yıl olmuş. 12 yıl önce tam bu zamanlar istanbulun nemli soğuğunu sarışın, küfürbaz, seksi ve nişanlı bir kadınla paylaşmışım.....

enteller için zihin açıcı görsel

4 yorum
birkaç yazıdır lacan'ı rahmetle anıyoruz. buna istinaden nöbetçi felsefeci bir dostumuzdan sınır ötesi bir hediye gelmiş. görseli yayınlıyor, kendisini en kısa zamanda kovalak tayfası arasında görme ümidiyle diyor ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.


aysel git başımdan!

0 yorum

harbiden ben sana göre değilim. attila ilhan kadar şiirsel de değil benim cümlelerim. onun kadar romantik bir “karanlık, kötü ve çirkin”liğim de yok. gerçeğin en basit haliyle taşıyorum ben bu sıfatları. diyorum ki, “sen o güzel dudaklarınla bana bakıp tatlı tatlı gülümsüyorsun ya. benim içimde en ufak bir yaprak bile kıpırdamıyor. bıkkın, yorgun, heyecansız ve gerginim ben. ruhumdaki en olumlu duygularla yaklaşmak isterim sana ama bunu başarabilmemin bir yolu yok. üstelik böyle bir arzum da yok. ısrar edersen seni öperim. bundan hoşlandığını hissedersem erkekçe bir gururla devam ederim cinsel eylemlerime. ama yanından uzaklaştığımda senden geriye tek şey kalmaz aklımda. biliyorum bunu da romantize edeceksin ama içimde romantizmin zerresi yok benim....”

kadınlar yüzyıllardan beri askerlere aşık olmuşlar. antimilitarist kadınları hariç tutmayı bir borç bilerek günümüzde de bu eğilimin devam ettiğini söylemem çok iddialı olmayacaktır kanımca. darian leader bunun nedeni olarak, kadınların kaybolma ihtimali olan erkeklere aşık olduklarını söyler. bir askerin savaşa gidip kaybolma ihtimali çok fazladır. kaybolmak romantik bir durumdur. ve kadın kaybolma ihtimali yüksek olanın elinde olmasını arzular. ama gidip mülayim adamlarla evlenirler. darian leader'in iddialı saptamalarını referans alıp günlük hayattaki deneyimlerime baktığımda gizemin her zaman bir kadının tutkusunu uyandırma konusunda etkili bir nitelik olduğunu görüyorum. bunu abartıp eldeki kuşu da teldeki kuşu da kaçıran bir dostumun "gizem ayağı göt ayağı" pişmanlığını da not olarak düşerek genç kovalaklara düz adam olmamalarını öneriyorum. gizemli erkek çoğu zaman ya marazlı ya da başı kalabalık erkektir. meşgul adamın çekiciliği bilinen bir gerçek. fakat bu meşguliyet çoğu zaman teldeki kuştan gözünü alamayan adamın zihinindeki evdeki kuşun kaygısıyla ortaya çıkar. yani bir adam kendini sır perdesiyle örtüyorsa söylemek istemediği şeyler vardır. bunlar çoğu zaman süregelen bir ilişkiyle ilgilidir.

işte benim gibi bıkkın kovalaklar çok kısa sürede bu perdeyi de kaldırıp durumu izah etmeyi tercih ederler. olası bir ilişkiden en çok zarar görecek olanın teldeki kuş olduğu aşikardır. çünkü evlilikler ihanetlere rağmen binyıllardır devam ediyor. esas kadın ya farketmez ya da farketmezden gelir. bazen yakalar ve bedeli ödenir. ama teldeki kuş daima ikinci kadın olarak kalacaktır. kazanımı sahipli bir erkeğe sahip olmaktır en fazla. peki neden evli bir adam ortalıktaki birsürü bekar adamdan daha caziptir?. bunu, denenmiş ve erkenden sahiplenilmiş olduğu için kalitesi tescillidir, diye açıklayanlar da var. ya da kadının macera arzusu?. sanmıyorum. ben yine sahipli bir şeyin sahipsizden daha değerli olduğunu düşünüyorum. burada erkeğin iki çekincesi olabilir. ilki, yakalanıp evden şutlanmak. ve nadiren de ikinci çekince, karşıdaki genç insana zarar verme ihtimali..

"bir erkeğin cinsel şöhretiyle ilgili zarar verici dedikodular bir kadının o erkeğe ilgisini uyandırmasının sebebidir. baştan çıkarılıp sonra da terk edilen bir dizi kadından biri olacağını düşünmeyip farklı olmayı başarabileceğini sanabilir: diziye kendini farklılığıyla sevdirmek amacıyla girecektir."

darian leader

tıkanma

1 yorum

hayatta bazı olaylar güzel bir kadının poposundan daha etkileyici olabiliyor. hatta olay demek de doğru değil. gelişimsel krizler, günlük olağan tıkanıklıklar... bilgisayar ekranındaki boş sayfaya dakikalarca bakmalar başlıyor sonra. güzel kadınlarla dolu bir barda salt kalabalığa dalıp gitmek gibi. orada bir yerlerde ilginç şeyler olduğunu biliyorsunuz ama bir şekilde içinizdeki sisten size ulaşıp gelmelerini sağlayamıyorsunuz.

günlerdir yazmıyoruz. farkettik ki tıkandık bu aralar. sözde değil özde kovalaklık yolunda peklik çekiyoruz sadece. ruhsal bir kabızlık işte sevgili dostlar.

ötekinin arzusu

4 yorum
bu yazı en çok genç kovalakları ilgilendiriyor sanırım.

darian leader, "why do women write more letters than they post" isimli kitabına kadınların ve erkeklerin tamamen farklı olduğu saptamasıyla başlar. ve ekler, "bunu en iyi satıcılar bilir, bir erkeğe bir ceket satmak isterlerse bunun hedef kitlenin bütün erkekleri arasında çok popüler bir ceket olduğunu söylerler ve satarlar. ama bu yöntemin bir kadında geri tepeceğini çok iyi bilirler. çünkü bir kadına söylenebilecek en kötü şeylerden biri şudur: "seni çok iyi tanıyorum ve seni öteki tecrübelerimden yola çıkarak çözebiliyorum". kadınlar asla tanımlanamayacaklarına inanırlar ve çözülemeyen varlıklar olmaktan çok memnundurlar aslında. ve ne ironiktir ki erkekler çözülmeyi, tanınmayı severler. hayat daha az yorucudur bu şekilde onlar için.

bazen müneccimlik yapmayı severim. hemen hiç tanımadığım kadınların çok özel niteliklerini söylerim onlara. veya çeşitli kişilik özellikleri, zaafları veya travmalarından bahsederim. şu yaşıma kadar bunun ekmeğini yediğimi sanıyordum ki geçen bir muhabbet esnasında bunun aslında ne kadar da rahatsız edici olabileceğini farkettim. psikoterapi eğitiminde üst düzey empatik tepki vermenin sakatlıklarından bahsedilir. karşıdaki sizin kendisini bu kadar açıklıkla görmenizden rahatsız olup iletişimi kapatabilir. ya da sizin müneccimlik yapmaya çalıştığınızı düşünüp profesyonel ilişkiyi gözden geçirebilir. en iyi ihtimalle huzursuz olur. ilişkilerde de böyle aslında. bir kadının takı, parfüm, uyku, yemek gibi alışkanlıklarını kısa bir muhabbetten sonra tahmin etmek çok zor değil. genelden yola çıkarak isabetli tahminlerde bulunmak bile gayet mümkün. lakin biraz dikkatliyseniz ve günlük yaşamınız ipuçlarını değerlendirmenize olanak tanıyan bir şekilde seyrediyorsa, işte o zaman bir kadının korkuları veya kaygıları ile ilgili isabetli tahminlerde de bulunabiliyorsunuz. ama bence bunu yapmayın. her ne kadar kadınlar kendilerini şaşırtan erkeklerden etkilenseler de, tanımlanabilir ve önceki deneyimlerden yola çıkarak tahmin edilebilir olmak onlar çok rahatsız ediyor. çünkü onlar biricikliklerine sımsıkı sarılarak kendilerini varetmeyi seviyorlar.

gençler, tavsiyenin göt ayağı olduğunu bilmeme rağmen kendimi uyarmaktan alıkoyamıyorum. bir kadın size hiç anlaşılamamaktan yakınıyorsa ona dair ufak tefek gözlemlerinizi paylaşın ve şaşırtın onu. ama sonunda mutlaka bir muamma, tanrının en karmaşık yaratısı ve anlamlar labirenti olarak karşısında çaresiz kaldığınızı hayranlıkla belirtin. çok da abartmayın ama, denyo sanıp taşak da geçebilir çünkü karşınızdaki kadın sizinle.

lacan'ın sözüyle bitirelim bu uyku kaçkını yazımızı da... "kadının istediği ötekinin arzusudur"

kovalak prodakşın sunar!

0 yorum

sitemizin takipçisi hanımlardan gelen "yeni anket isterük" taleplerini gözardı edemedik ve ekibimizin ölçme değerlendirme departmanındaki arkadaşlarımızla bir toplantı yaparak yeni bir anket geliştirdik. fennin son harikası bu anketimiz yine kadınlara yönelik. kovalak biraderlerimize rica ediyoruz "çekin lan cenabet ellerinizi anketten!"

bu anketleri süs olsun diye koymadık elbette. şimdi yaptığımız uygulamayı bir ihtiyaç analizi olarak düşünün. bilim bize fırsat tanıyınca biz de sizlere daha işlevsel ölçme araçlarıyla yeni hizmetler sunacağız.

müjde müjde size..

2 yorum
parizyenden müjde size!

havanın boz bir bulanıklığa kavuştuğu şu sonbahar mevsiminin en sevdiğim tarafı, yaratıcılığımı körükleyen depresif atmosferinden ziyade kadın cinsinin giyim alışkanlığı üzerine etkisidir. şimdi kovalak biraderler diyebilirler, "behey dürzü, ilkbahardaki cıvıl cıvıl açılmanın, yazdaki ölçüsüz soyunmanın, fora olmuş memelerin, bacakların, göbeklerin yerini mi tutar sonbahar frikikleri"

haksız da sayılmazlar böyle deseler. fakat her biri kendince güzel diye düşünüyorum ben. takdir edersiniz ki çıplaklık kadın olsun, erkek olsun herkese yakışan bir şey değil. toplumun örgütlediği kusursuz beden algısı o kadar baskın ki, moda olan standartların dışında bir beden gördüğümüzde kendimizi kötü hissetmeye başlıyoruz. ben itiraf etmeliyim "kusurlu" bedenleri beğeniyorum ben. beğenmekten ziyade bakımlı bir hatunun birazcık çarpık bacaklarından tahrik oluyorum. ne bileyim kocaman gözler, dolgun dudaklar, biçimli elmacık kemikleriyle süslü bir yüzde kemerli bir burun gördüğmde kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oluyor. örnekleri çoğaltmak mümkün. sevimsizleşmeden kapatayım ben bu konuyu.

frikik denen müessesenin şiddetine ilk defa ortaokuldayken maaruz kaldım. bize o zaman orta yaşlara yaklaşmış gibi gelen kumral bir iş-teknik dersi öğretmenimiz vardı. muhtemelen 30-35 yaşlarında bir hanımdı. makyaj yapmaz, mesafeli ve sert dururdu. kemikli, şimdi görsem çekici diyebileceğim ama o zamanlar erkeksi bulduğum bir yüzü vardı. bizim favorimiz fen bilgisi dersine gelen barbie lakaplı sarışın kokoştu ama. şimdi diyorum ki ulan egenlik ne boktan dönemmiş. makyaj küpüne düşmüş, sahte sarışın çirkin rüküş karıya kraliçe muamelesi yapmışız bir dönem boyunca. neyse bakın anılara dağılınca çıkamıyor işte insan. efendim bir gün aziz dostum mustafanın dürtüklemesiyle kendime geldim. kitaplık yapmaya çalışıyordum atölyede. yeni kestiğim tahtaları yere yaymış ölçülerini kontrol ediyordum. "ne var" dedim, "abi baksana" dedi. kafamı kaldırmamla uzun eteğinin yırtmacının azizliğine uğramış iş-teknik hocasını görmem bir oldu. füme rengi bir çorap giymişti. fakat şu jartiyer çorabı gibi olanlardan. ya da ben ergen libidosunun yarattığı zenginlikle tamamen saçma sapan şeylere benzetiyoprdum gördüklerimi. bulunduğumuz mevkii seyre müsaitti. resmen pozisyon zenginliği yaşadık o ders boyunca. hala minik bir tabureye oturmuş bir hanım görsem içim gıcıklanır.

işte hayatımdaki en etkileyici bacaklara sahip bu hanımın vücudunu o dönem alıcı gözüyle inceledim ben. ince biçimli bacaklar, ince bir bel, küçük ama çıkık bir popo. muntazam bir cilt. kısacık, kahve saçlar. dönem sonuna kadar pozisyonumuzu koruduk mustafayla. hocam biz burda daha rahat çalışıyoruz diye işi salladık durduk. güç bela yetiştirdik kitaplığı not zamanına.

yıllar geçti. mustafayla karşılaştık. aynı sıcaklık, aynı muhabbet. derken bu mevzu açıldı. mustafa, dedi ki, baba benim kadın imajım o görüntüyle birlikte şekillendi. haklıydı. öncesinde sahip olduğumuz kadın imajı, 80'lerden kalmış porno dergiler ve video kasetlerdeki kadınlardan ibaretti. bir de samantha fox vardı tabi. şimdi bile gideri var yani o kadar derinden etkilemiştir benim kuşağımı. fakat bu hoca hanımın farkı, dar kalçalı, küçük memeli bir kadının da seksi olabileceğini bize göstermiş olmasıydı. kendisine müteşekkiriz. bir grup ergen tarafından msatürbasyon hayali olarak kullanılmak onu ne derece travmatize eder bilmiyorum ama bizim eğitimimize katkısı çok büyüktür.

o günden bu güne kalan bir başka şey de kenardan köşeden gözükenin cazibesi oldu. içimdeki röntgenciyi suçüstü yakaladım sanki. ve mustafa'ya sordum. "hoş bir kadındı evet ama sence e vurucu olan şey neydi?". "füme çoraplardı abi". "külotlu çorap değildi değil mi. miyop-astigmat gözlerime güvenemiyorum". "bana jartiyerle birlikte kullanılan uzun çoraplardan gibi geldi abi"

şimdi ne zaman ten rengine yakışan ince çorap giymiş bir hatun görsem kalım gençliğime gider. tatlı bir hüzün kaplar içimi. buyurun siz de hatıralara yelken açın isterseniz....